BAYRAM TEBRİĞİ
19/12/2007
KURBAN BAYRAMINIZI KUTLAR BÜTÜN İSLAM ALEMİ
İÇİN HAYIRLARA VESİLE OLMASI CENAB-I ALLAH'TAN
NİYAZ EDERİM.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Türk Askeri Lübnan'a Niçin Gidecek?
19/8/2006
Suna MUTLU
Günlerdir Türk kamuoyunu meşgul eden önemli konulardan biri Türkiye’nin Lübnan’a asker gönderip göndermeyeceği. Bu tartışmalar yaşanırken, Türkiye’nin resmi tavrının da, şartların yerine gelmesi durumunda Lübnan’a asker gönderme yönünde olduğu anlaşılmış oldu. BM’nin gerekçeli kararı bekleniyor. Ama oraya savaş için değil, barışı sağlamak için gidecekmişiz. Ayrıca Türkiye İsrail’in boşaltacağı alanları Barış Gücü’nün korumasına da karşı. Buralarda Lübnan askeri olmalıymış deniliyor. Öte yandan Türkiye’nin asker gönderme şartları arasın da Hizbullah’da var. Barış Gücü’nün silahsızlandırma misyonuyla bölgeye gitmesi de doğru bulunmuyor. Hizbullah’ın silahsızlandırılmasında da Türkiye kesinlikle görev almayacak. Bu çerçevede ABD ve İsrail’in isteği olan Hizbullah’ın silahsızlandırılması projesine de karşı çıkıyor Türkiye…
Peki neden ABD ve İsrail’in isteği üzerine kurulu bir Barış Gücü’nde yer alıyor Türkiye? Yoksa Türkiye olası bir durumda bu ülkelerle başa çıkacak güce sahip değil mi? Böyle bir durumda İKÖ’ü hiç düşünemiyorum bile. Lübnan’a yapılan saldırılar da ne yapabildi ki…
Gelelim tekrar asıl konumuza...
Neden çoğu insan Lübnan’a asker göndermeye karşı çıkıyor. Bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Herkes BM’in ABD güdümlü olduğunu biliyor ve Türkiye’nin olası bir savaşa sokulmasından korkuyor. Geçenler de bir köşe yazarı şöyle demişti. İki askerinin kaçırılmasını bahane ederek Lübnan’a saldıran İsrail ne malum iki Türk askerini kendi kaçırıp Hizbullah kaçırdı diyerek ortalığı karıştırmasın. Bunlar olmayacak şey değil. İsrail bu ondan her şey beklenir.
Şimdi gelelim İngiliz Times gazetesinin haberine, gazete Türk askerinin bölgede Hizbullah'la çatışması halinde neler olacağını yazmış. Türkiye’nin Lübnan’a asker gönderme konusunda “bütün tarafları memnun etme sınavı” içinde olduğu yorumunu da yapmış. Haberler Editörü Bronwen Maddox tarafından kaleme alınan haber-analizde, Türkiye’nin şu aşamada Lübnan’a asker gönderecek gibi göründüğünü ancak Başbakan'ın bu adım yüzünden içeride eleştiri oklarının hedefi olduğunu söylemiş. Türkiye’nin uluslararası anlamda konu ile ilgili pek çok açıdan bağlantısı olduğunu da aktarmış.
Türkiye NATO üyesi olduğu için ve Kosova ile Afganistan’da uzun süredir barış gücü deneyimi kazandığından önemli bir ülkeymiş. Aaa! bu arada unutmamak lazımmış ki Ankara’nın uzun zamandır ABD’nin müttefikiymiş. İsrail ve Arap ülkeleri ile iyi ilişkilere sahip bulunduğu ve Avrupa Birliği’ne katılmayı hedeflediği de dile getirilmiş. Üstelik Hükümetimiz, bütün tarafları memnun etmek istiyormuş ve büyük bir sınav veriyormuş.
Lübnan’a gönderilecek uluslar arası güce katılım konusunda bazı isimlerin huzursuz olduğu da aktarılmış haberler de. Bu kişilerin söz konusu güce katılım ve belki Hizbullah’la çatışılması halinde gelecek seçimlerde bedelini ödemekten çekindiği ifade edilmiş. Türkiye’nin kaç asker göndereceği konusunda belirsizliğin hala mevcut olduğu da aktarılıyor. Ankara’nın Birleşmiş Milletler’den söz konusu gücün görevlerini netleştirmesini beklediğini de yazmış gazete.
Ne kadar garip tüm bu yaşananlar...
Adamlar Afganistan, Irak, Filstin derken geliyor Lübnan'a saldırıyor, binlerce sivili öldürüyor. Onca teknolojik imkanlara sahipken hiçbir şey yapamıyor ve zafer Hizbullah'ın oluyor. Tabii bunu hazmedemiyor İsrail ve yandaşları. Ateşkes ilan ediyorlar. BM tarafından Barış Gücü oluşturmaya çalışıyorlar. Kimbilir sinsi planların da şimdi ne yapmaya çalışıyorlar. Bir de bu yetmiyormuş gibi utanmadan kirli senaryoların da Türkiye'ye de yer ayırıyorlar....
Katil İsrail, Katil ABD, yandaşınız İngiltere'yi de yanınıza alıp yeni bir senaryo yazmaya başlayın. Çünkü Allah bu pis oyununuzu da bozacaktır... Unutmayın ki Allah kötü oyunları bozanların en güzelidir. Az kaldı bekleyin...
Not: KudüsYolu sitesinden alıntıdır.
Yorum (24) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
26/7/2006
UZUN BİR ARADAN SONRA HERKESE YENİDEN SELAMLAR
Uzun bir süredir bloğuma yazı eklemedim ne yazık ki bana yazı yazdıran neden pek hoş değil. Yıllardır süren ve son zamanlarda çokça artan katliamlar... Masum insanların kanının dökülmediği bir gün geçmez oldu. Ve dünya sessiz kalıyor tüm bu vahşete. Bazı tepkiler; eylem ve gösteriler; zalimlerin mallarını boykot yapılıyorsa da kısa bir zaman içinde herkes eski haline dönüyor. Filistinliler hariç. Yıllardır çocuklar savaşın içine doğuyor. Zulüm altında yaşıyor. Ülkemdeki hemen herkes bu zulümlere üzülüyor. Ama sadece üzülmekle kalıyor. Elimizden hiç bir şey gelmiyor demek gerçeği yansıtmıyor. Böyle diyerek vicdanımızı rahatlatmış oluruz sadece. Evet, dua etmekten başka onlara fayda sağlayacak bir şey yapamıyoruz belki. Ama en azından bu zulmü yapan ülkelerin mallarının sadece bir kısmına da olsa devamlı bir boykot yapabiliriz. Yardım edemiyoruz bari zalimlerin zulümlerine ortak olmayalım. Bunu hatırlatma ihtiyacı hissettim. Çünkü maalesef hala marketlerde o malum markaları satın alan Müslüman kardeşlerimi görüyorum ve bu duyarsızlıklarına anlam vermekte güçlük çekiyorum. Zulme hiçbir tepki vermemenin zulme ortak olmak anlamı taşıdığına inanıyorum.
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ayetler
26/7/2006
“Huzurumuza çıkarılacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu? İşte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden varacakları yer ateştir”
(Yunus 7–8)
“ Onlar kıyamet gününün gelip çatmasını mı bekliyorlar?”
(Muhammed 18)
“İman edenlerin Allah’ı anma ve ondan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadid 16)
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
25/1/2006
yorgunluk çökmüş bakışlarına
sinelerine gece
hayal kırıklıkları saklamışlar
sandıklarında
ve herşey tükenmiş gerçek sandıklarında...
Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
selam sana
21/1/2006
ey gecelere saklanmış yalnızlığım,
ey yüreğimdeki iyi,
ey bana silah doğrultan elim ,
ey aczimi hatırlatan nida,
dostum sen isen bunlarda kim?
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
sürgünler ülkesinden başkentler başkentine
7/12/2005
|
| |||
Yorum (8) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
YAĞMUR (NURULLAH GENÇ)
2/12/2005
|
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım |
Yorum (16) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KAN TUTAR
1/12/2005
|
|
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
insana insan olduğu için değer verin
28/11/2005
" Onun su olduğunu unutmayın bulanık diye tükürmeyin
O temiz bir kaynaktan geliyor.Belki temiz bir yere dökülecek."
Birçok insanın ruhundaki ezikler yaralar yırtılmalar başka bir ruhun eseridir."
Recep Şükrü Apuhan
( başarı yolunda yetmiş altın kural)
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı